• 0
  • 0

Genç bir çocuk ve annesi girdi odama. Karşılıklı oturdular. Çocuk yirmi sekiz yaşında. Boynunda diyaliz kateteri. Belli, yeni
başlamış daha diyaliz tedavisi. Dışarıda doldurulmuş formu okuyorum: yaşı, hastalığı, diyalize başlangıç tarihi.
– Geçmiş olsun.
– Sağ olun hocam.
– Yeni başlamış diyaliz tedaviniz. Hastalığınız ve tedavi alternatifleri hakkında bilgi aldınız mı hiç?
– Böbreklerimin çalışmadığını biliyorum, diyor atılarak.
– Peki, tedavi konusunda bilginiz var mı diyorum.
– Diyaliz ve böbrek nakli, diyor, bildiğim.
– Peki, diyorum, istersen kabaca özetleyeyim ben, belki eksik bildiğin bir konu varsa toparlamış oluruz.
– Tamam, diyor.
– Bildiğin gibi, böbrek nakli, mümkün olan tüm hastalarda
öncelikle tercih edilen yöntem. Seni daha özgür kılan, hayat kalitesi açısından üstün bir tedavi yöntemi.
Bunları söylerken hastanın vericisinin çıkmayabileceği veya
tetkikler sonucu böbrek nakline uygun olmayabileceği gibi ihtimalleri de düşünerek diyaliz tedavisini kâbus gibi algılamamalarını sağlamaya çalışırım. Zira bir sonraki adımda böbrek nakli
mümkün olmazsa, hasta diyaliz tedavisi hakkında anlatılan kötü
tanımlamalarla baş başa kalır.
– Elbette, diyorum, tetkik sonuçları böbrek nakline uygun
çıkarsa… Böbrek nakli de iki türlü yapılıyor, kadavradan yani
ölüden bağışlanan organlarla veya canlı vericili böbrek nakli, diyorum ki, daha cümlemin sonuna noktayı yeni koymaya çalışırken,
– Kadavradan böbrek nakli için plan yapalım hocam, diyor
aniden.
‘Genceciksin be oğlum, neden kadavra diye inatlaşıyorsun’
diye aklımdan geçiyor, diğer yandan annesi karşısında oturuyor,
dönüp bakmıyorum annesine, ‘Sen neden bağışlamıyorsun?’
gibi bir hava olmasın diye.
– Tamam, diyorum, kadavra için hazırlık yapalım ama kadavra konusunda anlatmam gereken detaylar var. Bağış oranları
düşük olduğundan ne zaman sana uygun bir böbrek çıkacağı ve
nakil olacağın belirsiz, bunu bilmelisin.
– Hocam, kadavra için hazırlık yapalım.
– Peki.
Yapılacak muayeneleri anlatıyorum, tahlilleri, tetkikleri,
sırasını, sonrasını, nasılını, niçinini tek tek anlatıyorum. Hâlâ
başımı annesine çevirip bakamıyorum. Hem ona baskı yapmak
istemiyorum hem de bakınca gözlerinde ne göreceğimi bilemiyorum. Gencecik bir delikanlıyla üç vakte kadar tedavi olması
ihtimali için sohbet ederken biz, birden anne atılıyor:
– Yani hocam, oğlum demek istiyor ki, “Bize bakan bir annem var, annem de verici olursa bize kim bakacak, o açıdan kadavradan böbrek nakli olmak istiyorum” demek istiyor…
Odada birden bir sessizlik oluyor. Duruyoruz öylece. Bir
korku dolaşıyor odada annenin yüreğinden çıkmış. Birkaç saniye bitmek bilmiyor sanki, yok olmak istiyorum, bu sessizliğin
sonrasında ağır çekimden çıkıp da kendimize geleceğimiz anda
orada bulunmamak için. Gencecik bir delikanlının yalnızlığına,
annesinin gözü önünde naklen şahit oluyorum. Annesinin insani korkularına, en saf haliyle kendine yenik düşüşüne çarpıyo-
rum. Böyle olmasında katkım olmasın diye kaçırmıştım annesinden gözlerimi. Benden kaynaklı bir baskı olmasın istemiştim
oysa. Anlıyorum ki daha önce konuşmuşlar aralarında. Umutlar
ile korkular çarpışmış daha önce. Ağır çekimden kurtulabildiğimiz o ilk anda konuyu değiştirmek maksadıyla hızla alıyorum
sazı elime:
– Tamam, şimdi PRA testi yapacağız, nefroloji muayenesi
yapılacak. Kalp doktoru da görecek seni. Hiç merak etme, bu
tetkikleri hızla tamamlayacağız ve seni Ulusal Bekleme Listesi’nde aktif duruma getireceğiz.
“Genç hastaların şansı biraz daha fazla” diyorum. Onu diyorum, bunu diyorum, ne dediğimi tam olarak hatırlamıyorum.
Tek istediğim, aynı sessizlik tekrarlanmasın. Annesi bir başka
imdat çağrısı yapmasın. Cümlelerin arasına hiç boşluk koymadan delikanlının yüzüne birkaç tebessüm kondurabildiğimi hatırlıyorum.
Odadan yolcu ediyorum. Kapıyı kapatıyorum.
Bir soğukluk, bir sessizlik, bir çaresizlik odayı kaplıyor.
Ben birkaç saniyesine dayanamamışım, anne ile oğul bu
sessizlikten bana gelmiş, şimdi yine ona dönüyorlar. O sessizliğe…

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *