• 0
  • 0

Yirmi yıldan girdik madem, yirmi yıldan devam edelim.
Gencecik bir yaşta şeker kız olmuştu. Şeker hastalığıyla erkenden başlayan mücadelede gözlerini böbreklerinden önce kaybetmişti.
Hayat felaketleri ne kadar çok renklere büründürüyor değil
mi.
– Gözler gitti, yetmez böbrekleri de alalım.
– Böbrekler kalsaydı lütfen.
– Yok yok, böbrekleri de ver.
– Ya rica etsem, onlar kalsın.
– Uzatma bak, ver bakayım sen şu böbrekleri.
– Peki.
Sesler kalıyor geriye. Ne boynuna takılan kateterin kalınlığını, ne koluna takılan diyaliz iğnelerini, ne diyaliz makinesini
görmedi o. Sesleri kaldı baki, bir de acısı. Yine bir insanın sonlanan hayatından, bir hayat hediye ediliyor.
Ulusal Koordinasyon’dan arıyorlar. Hastamıza ikiz kardeşi
gibi uyan bir organ bağışlanmış. Hasta hemen hastaneye çağrılacakmış. Eğer bir engel yoksa böbrek nakli yapılacakmış.
Seslerle hayata tutunan bir insana telefonla bir ses gidiyor,
organ bağışıyla kendisine böbrek nakli yapılacağı söyleniyor. Seslerden ses beğenmiş onca yıl. En çok bu sesi beğeniyor. Hızla
hastaneye geliyor. Tetkikler yapılıyor, ameliyata alınıyor. Sorunsuz bir böbrek nakli gerçekleşiyor. Böbrek hemen çalışıyor.
Çalışıyor çalışmasına ama, zorların kızı karşımızdaki, sev-
54
miyor öyle kolay işleri. Şeker hastalığının yorduğu bedeni zorluk
çıkarıyor. Badireler atlatılıyor. Sıkıntılar oluyor. Ekibin tüm üyeleri en sıkıntılı zamanlarda bile kâinatın bu duruma sessiz kalamayacağı inancında. Kimse böbreğin çalışmayabileceği yönünde
düşünmüyor.
Böbrek bile çalışmamayı aklına getirmiyor. Biraz küsüyor
biraz kızıyor ama sonra, şaka şaka diyerek sarılıyor işine gücüne.
Taburcu ediyorum hastamı. Ama her odasına girdiğimde
sesimden tanıyıp da “Bugün çok yakışıklı gördüm sizi” diyen,
sesime bu kadar gülücük katabilen bir insan özlenmez mi?
Bugün o da poliklinikteydi. Odamın hemen girişindeki koltuğa oturmuş, sesime aynı gülücükleri kattı.
Bakın eğer bunu da denerseniz, bu da bağımlılık yaratıyor.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *