• 0
  • 0

Trafik kazası.
Acil müdahale, ambulans siren sesleri arasında hayata tutunma çabası. Yol verenler vermeyenler, acil servis, hızla koşturan sağlık ekipleri, sedyede bir yaralı, genel durumu kötü,
kötü bir trafik kazası, önde mi oturuyormuş, emniyet kemeri
takılı mıymış, damar yolları, muayeneler, filmler, serumlar, antibiyotikler, doktorlar, hemşireler, yoğun bakımcılar, herkes ama
herkes, bilgisi olan bilgisiyle, deneyimiyle, sevgisi olan yüreğiyle,
duasıyla, yakarışlarıyla, içine içine ağlayışlarla gencecik bir delikanlıyı bırakmamak uğraşında. Olmaz be yavrum, olmaz böyle, neden bu kadar hızlı gidersiniz ki, neden dikkat etmezsiniz,
gençlere konduramıyor insan işte, almıyor yürek, kaldırmıyor
akıl.
İlk panik atlatılmış, yaralar sarılmış, serumlar gitmiş, filmler çekilmiş, şimdi bir cevap bekleniyor. Bir doktor gelecek, “Nasıl, doktor?” diye sorulacak, o hiç tanımadıkları adam ailenin
hayatına aniden girivermiş ve canlarından haber verecek. Ya bir
kahraman olacak ya da felaketin tellalı. Görenler görmeyenlere
anlatmış durumda. Kazanın ciddiyeti genel bir anlaşılmışlığa
ulaşmış, geriye sadece o soru kalmış. Evet, o soru: “Doktor, nasıl durum, lütfen söyleyin, nasıl?”
– Ağır bir beyin travması söz konusu. Acilen ameliyata
alınması gerekiyor. Durum çok ciddi. Allah yardımcımız olsun,
ameliyatla beyindeki kanamayı durdurmaya çalışacağız.
– Doktor, umut var mı?
– Bakın, durum çok ciddi, elimizden geleni yapıyoruz, bu
ameliyat mecburi bir ameliyat. Sonuç konusunda size şu an itibariyle çok umutlu konuşmam mümkün değil, önce bir ameliyatı
atlatalım, sonra ameliyattan çıkar çıkmaz size bilgi vereceğim.
– Doktor, kurtar onu!
– Doktor, onu kurtar!
Ameliyattaki tablo çok ağırdır. Beyin içinde ciddi bir kanama ve şişme hali mevcuttur. Gerekli müdahale yapılır.
Hasta yoğun bakımdadır. Artık sadece beklemek gerekir.
Tedaviye alınacak yanıt beklenmeli, saat saat takip edilmelidir.
Herkes ilk paniğin içinden çıkmış sükûnetle bekleme sürecine
girmiştir. İçin için ağlamaları devam eden bir sükûnet. Her dinginleşmenin ardından yeni bir kucaklaşmayla, sel olup akan gözyaşlarıyla, gelgitler içerisinde beklemek ne zordur. Ne kahredicidir çaresizlik duygusu, elden bir şey gelmemesi.
İşler iyiye gitmez.
Geride kalan üç gün içerisinde çekilen filmlerde hiçbir düzelme saptanmaz. Hatta kötüye gider. Bu kötüye gidişin her bir
anında doktorlardan gelen bilgiler işkenceye dönüşür neredeyse.
O söylenir, bu söylenir, her ne söylenirse söylensin, sonuç
itibariyle iyi bir şey söylenmez. Her an daha kötüye giden bir süreçte o an gelir, bir doktor onlarla konuşur. Artık beyin ölümü
gerçekleşmiştir. Hastayı kaybetmişizdir.
Kötü haberlere söylenirken bu habere ne der ki insan. Bu
haberlerin son bulduğu noktadır. Yokluktur. Hiçliktir. Acıdır.
Şimdi ne olacaktır?
Bu acının orta yerinde bir başka doktor çıkar karşılarına.
O vakte kadar hiç karşılaşmadıkları bir doktordur o. Acılarına
saygı duyarak başınız sağ olsun diye onları bir odaya davet eder.
Kaybettikleri yakınlarının yaşadığı süreci özetler kısaca. Yapılan
tedavilere yanıt alınamayışını, beynin dolaşımının her geçen
gün kötüye gidişini ve maalesef varılan noktada da yapılan detaylı muayene ve tetkikler sonucu dört uzman doktorun imzasıyla ölümün tespit edildiğini anlatır. Bu noktadan geri dönüş
olmadığını… Geriye kalan seçenekleri… Organ bağışı yapılması
halinde bu durumdan altı yeni hayat doğabileceğini…
Ne zordur o acının içinde başka insanlara hayat vermekle
ilgili ifadeleri dinlemek.
Bir aile büyüğüne danışılacağı söylenir. Telefonla hemen danışırlar. Kısa bir görüşme olur. Cevap çok nettir.
Hayır, katiyen bağışlamıyoruz.
Doktor, kararlarını saygıyla karşılayarak odadan çıkar. O
görüşmenin ağırlığı olanca gücüyle sırtına binmişken hayata tutunmayı bekleyen insanlara bir faciadan iyi haber çıkaramamış
olarak geri dönmektedir.
Hastanenin ana girişi yanındaki kafede otururken doktor,
bir saat kadar sonra, az önce görüştüğü ailenin daha da kalabalık bir halde toplanmış olduğunu görür. Vefat eden kişinin
annesinin ağlamaklı sözleri kulağına çarpar:
– Ben başka insanlara yardım etmek istiyorum ama oğluma
kötülük etmekten korkuyorum. Ya ahrette organlarını bağışlamış olmam nedeniyle acı çekerse diye korkuyorum.
Aynı sözleri orta boylu, sakallı, bir başka adam da dinlemektedir grubun etrafında ağır adımlarla turlayarak. Başı öne eğik
derin derin düşünen bu adam dikkatini çeker doktorun. O kalabalığın arasından sıyrılacak derecede farklı bir duruşu vardır.
Oradadır ama başka bir yeri dinlemektedir sanki. Ve yine sanki
duyması gerekenleri duymuş gibi o usul adımlarını hızlandırarak
kalabalığın arasına girer, yönünü anneye doğru çevirip gruba ilerlerken açılır önü usulca. Annenin sözü bittiğinde karşısındadır.
– Hiç merak etme, der. Cennetin en mutlusu yapacaksın
onu organlarını bağışlayarak.
Aynı ağırlıkta uzaklaşır o kalabalıktan az önce sesini dinlediği yere doğru yürürcesine. Belli ki çok saygın biridir o, kalabalığın içinde nereye yönelse açılıverir önü.
Bir saat sonra doktorun odasının kapısı tıklatılır. Aşağıdaki
bilge adamdır kapıdaki. “Bağışlıyoruz organları” der, “Allah razı
olsun bize bu imkânı tanıdığınız için.”
Telefon numarasını alır doktorun.
Organlar bağışlanır.
Bir ölümden altı yeni hayat doğar.
Ertesi gün doktorun telefonu çalar. Telefondaki ses o bilge
adama aittir. “Hayırlı günler doktorum” der. “Rüyası geldi, o çok
mutlu, Allah sizden razı olsun bize bu kararı vermede vesile olduğunuz için.” Ve kapatır.
Sekiz yıl geçmiştir üzerinden, hâlâ o doktorun telefonu çalar senede bir gün, kısacık bir hatır sormayı takiben “Allah razı
olsun” diyerek sonlanır görüşme.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *