• 0
  • 0

Hani sopa yutmuş misali dimdik duranlar vardır. İşte onlardan
biri o. Dimdik duruyor.
Yirmi yaşında hastalık sahibi olmuş. Tetkik, muayene derken annesi girmiş devreye. Böbrek nakli olmuş diyalize girmeden. Hayat dik durmasına engel olamamış. On yedinci yılda artık nakil böbreği yorgun, sinyal vermeye başlamış. Bu noktada
geldi hasta bana.
Oturup konuştuk. Böbrek naklini anlatmaya gerek yoktu,
zaten kendisi ve yakınları bu konuya hâkimdi. Tanışma kısmını geçer geçmez hemen ikinci nakil için yapılması gerekenlere
geldi sıra. Babası gür bir sesle “Hocam” dedi, “sıra bende, annesi yaptı görevini, şimdi ben devralıyorum işi.” Babasına böbrek vericisi olmanın şartları konusunda bilgi vermeye çalışınca
“Hocam” dedi, “biliyorum, siz başlayın tetkiklere, eğer uygunsa,
benim açımdan konu çok net.” “Peki” dedim, “gerekli tetkiklere
başlayalım.”
Tıbbi özgeçmişinde dilinin arka kısmında bir kitle olduğu
bilgisi dışında bir özellik yoktu. Rutin tahliller, muayeneler ve
elbette bu dilinin arkasında bulunan, uzun süredir de durduğu
yerde duran kitleye yönelik kulak burun boğaz doktorunun değerlendirmesi istendi. Tüm tahliller normal sınırlarda geldi. Kulak burun boğaz doktoru değerlendirmesinde ise dil kökündeki
kitlenin uzun süredir orada olduğu, şekil-boyut değişikliği göstermediği, direkt muayenedeki değerlendirmede de görünümünün kötü huylu bir kitle görüntüsü vermediği bilgisi geldi. Tüm
tetkik muayene ve bulguların değerlendirilmesi sonucu kulak burun boğaz doktorumuzla görüştük. Bu dil kökündeki kitleden
daha emin olabilmek için yapılması mümkün olan ne varsa yapmak istediğimizi söyledik. Sonuç olarak PET denen bir filmin
çekilmesine karar verdik. Bu film eğer kötü huylu bir hastalık
varsa saptanmasına yardımcı olabilen bir film. Film çekildikten
sonra merakla sonucunu beklerken, raporunu elimize aldığımızda şaşırıp kaldık. Zira bizim aydınlatmaya çalıştığımız dil kökündeki kitlede hiçbir sorun görünmüyordu ama kalın bağırsağın
bir bölümünde şüpheli bir alan dikkat çekiyordu. Bunun üzerine hızla endoskopi yapılarak kalın bağırsağın içi değerlendirildi.
Alınan biyopside kalın barsakta çok erken evre bir kötü huylu
hastalık saptandı.
İşler birden değişmiş, oğluna böbrek vermek isteğiyle çıktığı
yolda verici adayının ciddi bir sorunu çıkmıştı. Hızla bağırsak
ameliyatı planlandı ve gerçekleştirildi. Patoloji raporu geldiğinde
hepimiz derin bir nefes aldık. Evet, kalın bağırsakta kötü huylu
bir hastalık başlangıcı vardı. Ama o kadar erken evrede yakalamıştık ki, ameliyat sonucu itibariyle hastamıza “Artık bu kötü
huylu hastalıktan tamamen kurtuldun” diyebilmiştik. Böbrek
verici adayı olarak bize başvurduğu günde yiğitçe “Sıra bende”
diyen o baba böbrek vericisi olamamıştı ama kanserden kurtulmasıyla sonuçlanan bir süreç yaşanmıştı.
Ablası atıldı ortaya o zaman, “Şimdi de sıra bende” diye. Ve
ablası tüm tetkikler sonucu tamamen sağlıklı çıktığı için ablasından böbrek nakli gerçekleştirildi. Yine hiç diyalize girmeden nakilli böbreğiyle yolcu ettik hastamızı. Üzerinden iki yıl geçti. Poliklinik kontrollerine bazen ablasıyla birlikte geliyor. Bazen annesi
babası da geliyor ziyaretimize. Onların birbirlerine bakışını, gözlerindeki parlaklığı görünce mutlu olmamak mümkün değil. Dayanışmanın heykelini yapacak olsam ailecek resmederim onları.

Add Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *