• 9

Hani sopa yutmuş misali dimdik duranlar vardır. İşte onlardan biri o. Dimdik duruyor.

Yirmi yaşında hastalık sahibi olmuş. Tetkik, muayene derken annesi girmiş devreye. Böbrek nakli olmuş diyalize girmeden. Hayat dik durmasına engel olamamış. On yedinci yılda artık nakil böbreği yorgun, sinyal vermeye başlamış. Bu noktada geldi hasta bana.

Oturup konuştuk. Böbrek naklini anlatmaya gerek yoktu, zaten kendisi ve yakınları bu konuya hâkimdi. Tanışma kısmını geçer geçmez hemen ikinci nakil için yapılması gerekenlere geldi sıra. Babası gür bir sesle “Hocam” dedi, “sıra bende, annesi yaptı görevini, şimdi ben devralıyorum işi.” Babasına böbrek vericisi olmanın şartları konusunda bilgi vermeye çalışınca “Hocam” dedi, “biliyorum, siz başlayın tetkiklere, eğer uygunsa, benim açımdan konu çok net.” “Peki” dedim, “gerekli tetkiklere başlayalım.”

Tıbbi özgeçmişinde dilinin arka kısmında bir kitle olduğu bilgisi dışında bir özellik yoktu. Rutin tahliller, muayeneler ve elbette bu dilinin arkasında bulunan, uzun süredir de durduğu yerde duran kitleye yönelik kulak burun boğaz doktorunun değerlendirmesi istendi. Tüm tahliller normal sınırlarda geldi. Kulak burun boğaz doktoru değerlendirmesinde ise dil kökündeki kitlenin uzun süredir orada olduğu, şekil-boyut değişikliği göstermediği, direkt muayenedeki değerlendirmede de görünümünün kötü huylu bir kitle görüntüsü vermediği bilgisi geldi. Tüm tetkik muayene ve bulguların değerlendirilmesi sonucu kulak burun boğaz doktorumuzla görüştük. Bu dil kökündeki kitleden daha emin olabilmek için yapılması mümkün olan ne varsa yapmak istediğimizi söyledik. Sonuç olarak PET denen bir filmin çekilmesine karar verdik. Bu film eğer kötü huylu bir hastalık varsa saptanmasına yardımcı olabilen bir film. Film çekildikten sonra merakla sonucunu beklerken, raporunu elimize aldığımızda şaşırıp kaldık. Zira bizim aydınlatmaya çalıştığımız dil kökündeki kitlede hiçbir sorun görünmüyordu ama kalın bağırsağın bir bölümünde şüpheli bir alan dikkat çekiyordu. Bunun üzerine hızla endoskopi yapılarak kalın bağırsağın içi değerlendirildi. Alınan biyopside kalın barsakta çok erken evre bir kötü huylu hastalık saptandı.

İşler birden değişmiş, oğluna böbrek vermek isteğiyle çıktığı yolda verici adayının ciddi bir sorunu çıkmıştı. Hızla bağırsak ameliyatı planlandı ve gerçekleştirildi. Patoloji raporu geldiğinde hepimiz derin bir nefes aldık. Evet, kalın bağırsakta kötü huylu bir hastalık başlangıcı vardı. Ama o kadar erken evrede yakalamıştık ki, ameliyat sonucu itibariyle hastamıza “Artık bu kötü huylu hastalıktan tamamen kurtuldun” diyebilmiştik. Böbrek verici adayı olarak bize başvurduğu günde yiğitçe “Sıra bende” diyen o baba böbrek vericisi olamamıştı ama kanserden kurtulmasıyla sonuçlanan bir süreç yaşanmıştı.

Ablası atıldı ortaya o zaman, “Şimdi de sıra bende” diye. Ve ablası tüm tetkikler sonucu tamamen sağlıklı çıktığı için ablasından böbrek nakli gerçekleştirildi. Yine hiç diyalize girmeden nakilli böbreğiyle yolcu ettik hastamızı. Üzerinden iki yıl geçti. Poliklinik kontrollerine bazen ablasıyla birlikte geliyor. Bazen annesi babası da geliyor ziyaretimize. Onların birbirlerine bakışını, gözlerindeki parlaklığı görünce mutlu olmamak mümkün değil. Dayanışmanın heykelini yapacak olsam ailecek resmederim onları.